5 Kasım 2007 Pazartesi

Çalıştay - Dünya Kültür Etkinlikleri

ÇALIŞTAY - DÜNYA KÜLTÜR ETKİNLİKLERİ

Saat: 14.30 - 16.30
Yer: İTÜ-3

Oturum Yöneticisi:
Raj Isar (EFAH, .....)
Konuşmacılar:
Dieter Jaenike (Rio 2006 Dünya Kültür Forumu Genel Direktörü, Brezilya)
Andrew Dixon (IFACCA, Dünya Kültür ve Sanat Zirvesi CEO'su, Newcastle, İngiltere)


Raj Isar
Önemli insanlar hiç bir kültürel oturuma katılmadığından Klaus Schwabe şöyle dedi: “Neden bir sanat Davos’umuz yok?”. Temel fikri sanat alanında bir iyileşme yaratmaktı ama bu hiç olmadı. Davos gibi bir şey yapmamız gerektiğini düşünüyoruz ama Davos’un, gerçekte işleri kontrolünde tutan patronlara yönelik olduğunu unutuyoruz. Bizler bu tip olaylar tertipleyen bu tip insanlar mıyız? Üçgenin diğer açısı da zirve toplantıları yapan BM. Bu toplantılarda söz konusu olan devlet ve hükümet başkanları’dır. En azından hükümetlerinin “bir şeyi” üstlenmesini sağlama yetkisine sahip Kıdemli Bakanlar veya Bakanlar ve bu “bir şeyler” genellikle Davos’taki gibi değil, öyle veya böyle temel olarak “iş dünyası” ile ilgilidir. Ancak hükümetler konu olduğunda; enerji ve parayı çevresel hareket gibi yeni konulara sarf etmek gibi dünyayı bir şekilde değiştirmek, kötü giden bir şeyi artık yapmamak üzere sözler verilir. Sonuç olarak bu açı da; istikrarlı bir biçimde artış gösteren sivil toplum gruplarının mobilizasyonu ki, bunun sembolik temsili Dünya Sosyal Forumu. İlki Porto Alegre’de toplanan bu Forum; insanların, hükümet ve iş dünyasının çıkarlarından bağımsız olarak bir araya gelerek bir meseleyi inceleyip birlikte bir şeyler yapmak üzere karar alabileceği fikrini yarattı. Gittikçe güçlenmiş görünen uluslararası olaylar hakkındaki bu tür bir düşünme tarzı; bu vasıtaları kullanan, kendi kendilerini tanımlayan, çok farklı da olsalar bir çok sayıda insiyatifin ortaya çıkmasını sağladı. Bu tür etkinlikleri yöneten konuşmacılarımız var.

Andrew Dixon
Tiyatrocular, görsel sanatçılar vs.’nin örgütlendiği bir çok ağ var, ancak aslında kimse sanat ve kültür alanlarında politika ve finansman kararları alan insanlar arasında bağlantı kurmaya çalışmıyordu. IFACCA, Sanat Konseyleri ve devlet kültür ajanslarının Başkan ve üst düzey yöneticilerini bir araya getirmek üzere oluşturuldu. Bazı durumlarda ülkeyi temsil eden bu kişi Afrikalı bir prens, bazısında ise kültürel bir organizasyonu yöneten bir sanatçı. IFACCA Kanada’da bir toplantı yaparak ilk Dünya Sanat ve Kültür Zirvesi (DSKZ)’ni düzenledi. Daha sonra, üç yıl önce olayı Singapur’a taşıdı ve resmi olarak DSKZ kuruldu. Diğer ülkeleri teklifte bulunmaya davet ettiler ve ben de Internet’te bunu görünce etkinliğin Newcastle Gateshead’de yapılmasını teklif ettim. Etkinlik, geniş anlamıyla kültürel liderlerin katıldığı bir zirve. Karar verici üst düzey kamu çalışanlarından, iş yapmış insanlardan katılım olacaktı. Kentleri veya insanları değiştirmiş kişilere dayanan bir etkinlik yaratmak istedim. Temamız, “Sanat ve kültür vasıtasıyla yenilenme, mekanları dönüştürmek, hayatları dönüştürmek”ti. Etkinliği sadece o insanlara konuşmacı olarak değil, delegeler olarak da açtık. 68 ülkeden 500 kişinin katıldığı küresel bir etkinlik yaratmaya çalıştık. Pratiğin içinden geldikleri kadar üst düzey politikanın da içinden delegeler. Büyük bir sonuç çıkarıp “dünyayı sanat yoluyla değiştireceğiz” diyen bir etkinlik değil, ama iyi örnekleri paylaşıp daha az gelişmiş ülkelerdeki hükümetlere gaye ve esin sunmaya çalışan bir etkinlik. Gelişmiş ülkelerdeki hükümet ve kültürel ajansları da dünyada başka nelerin olduğu, işlerin nasıl değiştiği hakkında bilgilendirmeye çalışıyor. Dünyanın dört bir yanından umut ve ilham verici pratikleri paylaşmaya, bağlantılar kurmaya yönelik bir etkinlik.

Dieter Jaenike
Dünya Kültürel Forum’u (DKF) genel olarak; küreselleşme, büyüyen yaratıcı sektörler gibi yeni meseleleri olan değişen dünyada sanat ve kültürün rolü, telif haklarının esnekleştirilmesi, barış ve kültür, kültür aracılığıyla koruma vs. gibi konular üzerine küresel gündemde tartışma açmaya çalışan bir sivil toplum örgütü. Örgütün fikri 1998’de UNESCO’nun kültür ve gelişme üzerine bir konferansı sırasında, çeşitli ülkelerden ve vakıflardan gelen bir grup insan tarafından ortaya atıldı. İnsanlar değişen dünyada, sanat ve kültürün rolünü tartışabilecekleri küresel ve daha gayriresmi, açık ve özgür bir platform ihtiyacını hissettikleri için bu talep geldi. Brezilya ilk Foruma Sao Paolo’da ev sahipliği yapmayı teklif etti ve böylece ilki 2004’te düzenlendi. 2002’de Brezilya hükümeti değişti, bir grup insan bu projeyi Kültür Bakanı’na sundu ve destek gördü. Dünyadan 500 uzman davet ettik (daha çok Latin Amerika, Afrika ve Avrupa’dan) ve kültürel kimlik, kültürel çeşitlilik ve kültürel gelişim konularını tartıştık. Çok kolay olmadı, ülkeden kaynaklanan bazı yapılar ve sorunlarla boğuşmak zorunda kaldık. Güneyin metropolitan bir kentinin ev sahipliği yapması konusunda güçlü bir istek vardı ve Sao Paolo seçilen oldu. Yaklaşık 10,000 kişi bütün seminer ve konferanslara asistanlık yaptılar. Bu bizim için büyük bir sürprizdi ama açıkça gençlerin katılmaya çok istekli olduğunu gösteriyordu. UNESCO içinden geliyoruz, kendimizi bir sivil toplum kuruluşu olarak görüyoruz ama her seviyeden hükümet ve uluslarüstü kurumlardan katılımcımız var ve Kurulumuzun bir parçası, Kültür Bakanımız onur başkanımız, ancak organizasyonun kendisi bağımsız.

Raj Isar
ASMF, Avrupa Sanat ve Miras Forum’unun kısaltması. 15 yıl once Avrupa’da sanat sektörünün sesi olarak, kültür sektörünün ihtiyaçlarını, amaçlarını ve isteklerini dile getirmek ve parlamentoda neler olup bittiği, kültürel ve sanatsal organizasyonları etkileyecek Avrupa mevzuatlarının kilit noktaları hakkında haberdar olmalarını sağlayacak bir haberci olmak üzere kuruldu. Kendi türünün en büyük ve temel şemsiye organizasyonu haline geldi, Parlamento söz konusu olduğunda aslen bir tekel konumunda. Giderek artan bir şekilde Brüksel’in Kafkaesk ortamı çevresinde kendimizi bu rolde bulduğumuz için AB kurumlarının işleyişine bakarak, bazen kendi kendimize “Neden bunun için bu kadar enerji harcıyoruz, herhangi bir platformun Avrupa ayağında olamaz mıydık?” diye soruyoruz. Burada akla DKF Brezilya modeli IFACCA modelinden daha önce geliyor çünkü temsilcilikleri hükümetler tarafından kurulmuş bir yapı. Avrupa’da sivil toplumu temsil ediyoruz. Kendimize şöyle diyoruz : “Küresel boyutta neler yapılıyorsa bizim de onları yapma yönünde düşünüyor olmamız gerekmez mi?” Dünya öyle bir duruma geldi ki, kendinizi dünyanın geri kalanına kapatıp Avrupa ölçeğinde bir şeyler yapabilmeniz imkansız.
Etkinliğinizin kültür dünyasında neleri değiştireceğini düşünüyorsunuz? Etkinliğinizin sonucu olarak neler olmasını umuyorsunuz?

Andrew Dixon
İngiltere Sanat Konseyi’nde etkinliğin Newcastle Gateshead’de yapılmasını önermiştim. Konsey’e uygun bir teklifti çünkü dünyayı İngiltere’ye getirecek bu gibi platformlar için uluslararası politikalar geliştiriyorlardı. Sanat Konseyi’nin hedeflerinden biri, İngiltere’de uluslararası diyaloglar yaratmaktı. Etkinliği, kentimizde dünya ve uluslararası programlamayı oluşturmak, kentteki çeşitlilik üzerine bir tartışma açmak, insanları kentimize getirebilmek üzere bir platform olarak kullanmayı amaçlıyorduk. Diğeri de dünyada Newcastle Gateshead platformunu konumlandırmaktı. 12 yıldır büyük ölçekli kültürel yenileme, yaratıcı sektör geliştirme yapıyoruz. Zirveye katılırsanız, görürsünüz ki kuzey doğuda neler yaptığımız hakkında bir sunum yok, bölge, kendi hikayesini kendisi anlatıyor; tanıştığınız veya ziyaret ettiğiniz sanatçılar, görüş sahipleri ve projeler bu hikayeyi anlatıyor olacaklar. IFACCA’nin uluslararası amaçlarından biri, ülkeler arasındaki ağı genişletmek ve kültürel politikalara en çok ihtiyacı olan ülkelerin kentler ve kişilerle temasa geçmelerini sağlayarak onları angaje etmektir. Bu etkinlikle ilgili olarak kendi açımdan en önemli bulduğum tek nokta, kimlerin katılacağı. İdeal bir dünyada her bir kişiyi davet etmek ve dünyanın her yanından bir sanatçı ve hükümetteki en üst düzey kültürel politika yetkilisini davet edebilmek isterdim. Etkili olacak ve değişiklikler yaratacak bir etkinlik yaratmak için, oraya katılacaklar konusunda çok dikkatli olmalısınız. İstanbul, zirveye katılımdan ve dünyanın başka yerlerinde benzer meseleleri olan kentlerin yorumlarını duymaktan büyük yarar sağlayacaktır. Etkinliği düzenlemedeki başlıca zorluklardan biri, hem Etiyopya’da el sanatları geliştiren biri, hem de Japonya’da kalabalık bir kentte çalışan biri için anlamlı bir dünya etkinliği yaratabilmek. Bunu yapmayı başardık. Kırsal bir topluluğun el sanatları ihracatı yoluyla yenilenmesini sağlayabilirsinz, kalabalık bir kentin sorunlarıyla bir çok farklı yolla uğraşabilirsiniz. Programı tasarlarken, dünyanın dört bir yanından insanlar için seçenekler olmasını, herkesin dünyanın başka bir yerinden bir örnekle ayrılabilmesini sağlamayı gözettim.

S - Kültürü bir dünya olayı haline getirmekteki amaçlarınız nelerdir? Spordaki kadar kolay olmayacaktır.

Dieter Jaenike
Kendimizi etkinlik olarak almıyoruz. Ben ve diğer insanlar, şu anda böylesi küresel bir düzeyde tartışılması gerektiğini düşündüğümüz belirli sanatsal ve kültürel meseleleri ele alan bir tür küresel gözlem ve düşünme süreci geliştirmek istiyoruz. Rio de Janeiro’da 20-25 seminer, bölgesel forum ve Mozambik’ten HongKong’a dünyanın her yerinde özel toplantılar yapılacak. Dünyanın çeşitli yerlerinde ortağımız olan 40’tan fazla kurum (küçük ve büyük STK’lar, vakıflar vs.) var. Bu ortaklarımız bizimle beraber, seminerler, bölgesel forumlar ve sunumlar düzenliyorlar. Bu tür seminerler bölgeleriyle, özel meseleleriyle ilgili foruma girdi sağlama olanağı verdiği gibi çok özel bir düşünme süreci olarak da yaptığımız işe bilgi katıyor. Çok spesifik bilgi birikimine sahip kurumlarla çalışıyoruz. Bu yıl Forumun temalarından biri, kültürel haklarla ilgili olacak. Barselona’da uzun yıllardır bu konuda uzmanlaşmış Interarts Foundation isimli bir kurum var. Bizimle beraber bu temayı hazırlıyorlar. Amaç; bu süreç üzerinde beraber çalışacak, toplantılar, seminerler, bölgesel forumlar düzenleyecek, nelerin konuşulması gerektiğini belirleme sürecinde yardımcı olacak, dünyadaki ortak organizasyonların küresel gayriresmi bir ağını oluşturmak. Afrika’daki ve Avrupa’daki insanlar arasında ortak bir istek var mı? Bu devam eden açık ve dinamik bir süreç. Rio de Janeiro ve 2008 Salvador’dan sonra yoğun isteklerini bildiren Çin, Güney Afrika veya Senagal’den birinde olacak.

Raj Isar
Yıllardır özellikle kültür sektöründe aynı şeyleri söylüyoruz, aynı iddialarda bulunuyoruz, aynı istekleri ifade ediyoruz ve kendi kendimize konuşuyoruz. Bu bir tür “bizim gibi insanlar” durumu. Meşhur Stokholm konferansını planlarken, ev sahipliği yapan İsveç hükümetinin, kapsamı genişletmek amacıyla Kültür Bakanlarının yanısıra Maliye ve Ekonomi Bakanlıklarının da katılacağı bir konferans düzenlemesini sağlamaya çalıştık ama bunu yapamadık, çünkü Kültür Bakanlığı, bunun kendi sorumlulukları altında olduğunu ve başka kimsenin karışmasını istemediklerini söyleyerek karşı çıktı. Sürekli kültürden bahsetmeyen insanları işe nasıl dahil edersiniz?

Andrew Dixon
İngiltere’deki Kuzey Doğu Sanat Konseyi’nin Singapur, Güney Afrika ve Baltık ülkeleriyle özel bir ilişkisi var. Şaşırtıcı bir şekilde bu durumların her birinde, belirli bir bölgeye odaklı ilişkilerimizle Bakanlık düzeyinde bir bağlantı ve anlayış sağlayabildik. Bir ziyarette üç Baltık ülkesiyle görüştük ve birinde Maliye Bakanını, diğerinde Ekonomik Kalkınma Bakanını ve üçüncüde de bir kültürel danışmanı getirmişlerdi. Karşılaştığımız en iyi delegasyonlardan biriydi, çünkü yaratıcı sektörler hakkında düşünme şekillerini etkilemek için çok iyi bir fırsat bulmuştuk. Başbakanımız Tony Blair’in zirvedeki platformlardan birine katılıp katılmaması üzerine büyük tartışmalar yaptım ve hükümet de etkinliğin önemini fark edince, bu seviyede bir katılım için büyük istek gösterdi. Fakat güvenlikle ilgili kaygılardan dolayı “Hayır, teşekkürler” dedim. Ama diğer ülkelerden zirveye katılmak üzere Eğitim Bakanları geliyor. Sanırım bu “Davos ayarındaki” seviyeye geldiğinizde, tartışmayı gerçekçi, egoları aşağıda tutmak zorlaşıyor. En önemlisi karışımı iyi tutturmak ve bizim de sağlamaya çalıştığımız bu. Diğer bir önemli nokta da, bu tür etkinlikleri sanat ve kültürü bir sektör olarak desteklemek üzere kullanabilmek. Bu etkinliğin İngiltere’de gerçekleşecek olmasının halkla ilişkiler ve medyaya kazandıracaklarına büyük önem veriyorum ve Sanat Konseyi de bu etkinliğin promosyonunun yeterince yapılması konusunda büyük çaba harcıyor. Bu tür etkinliklerin bir yan ürünü de, kamuoyunun ilgisini basın ve medyayı kullanarak konuya çekmek

Dieter Jaenike
Tamamen katıldığım, ulaşmak istediğimiz, neredeyse kahramanca diyebileceğimiz hedef ve amaçlarımızın çok güzel tanımları var ama ben biraz daha pratik bir yaklaşımda bulunmak istiyorum. Sao Paolo’nun da öncesinden beri, Rio de Janeiro ve Salvador’a kadar organize ettiğimiz sürecin çıktısı olarak; deklerasyonları olmayan fakat şu anda kültür ve sanat dünyasının birincil derecede ilgisini çeken belli bazı konular hakkında, çok deneyimli kişilerin ilginç yorum ve çıkarımlarının yer alacağı bir tür rehber kitap olarak hizmet edebilecek bir yayın haline gelmesi, beni çok mutlu ederdi. Demek istediğim pratiğe yönelik görüşme ve tartışmalar ve bir referans oluşturan stratejiler için. Kurulumuzun gerçekleştirmek istediği başka bir şey de, en iyi uygulamalar, pilot projeler, çoğu çok küçük ama mükemmel iş çıkaran fakat dağıtma imkanına sahip olmayan insanların belli bazı şartlar altında kültürel ve sanatsal projelerini nasıl hayatta tuttuklarını gösteren örnekler için bir platform oluşturmak. Örneğin Lizbon için hazırlanan bir kültürel değişim projesi var, adı “Bizim olanla dans etmek”. Çağdaş dans alanında Portekizce konuşulan bölgelerden dansçılar ve koreograflar arasında oluşturulan küçük ama duyarlı bir kültür değişim projesi. Kendini sunan bu tür projelerden çok sayıda olması, koşullar uygun olduğunda bazen az, bazen çok parayla neler yapılabileceği ile ilgili tartışmalar başlatılması, bunun için küresel bir panel olması ve birçok bölgesel küçük paneller düzenlenmesi hayal ettiğimiz şeyler.

Raj Isar
Diğer aktörlere ulaşmak, kendi dünyamız dışına çıkabilmek hakkında neler söylersiniz?

Dieter Jaenike
Bu aşamada sosyal forumla ilişkilendirmek istiyorum. Porto Alegre’deki Forumun ulaştığı olağanüstü şeylerden biri kanımca, sadece insani projelerde, çevre projelerinde veya STK’larla çalışan insanlar için değil, politika ve toplumu ilgilendiren hemen her alandan insanlar icin bir referans olması. Porto Alegre neredeyse sosyal forumun eş anlamlısı haline geldi. DKF olarak biz, kültür alanlarından olmayan insanların da dönebileceği böyle bir referans olmayı amaçlıyoruz. Bunu daha dolaylı bir şekilde görüyorum. Bu seminerlere, forumlara katılan kişiler sanat ve kültürle ilgili, daha çok bu alanlarda çalışan veya profesyonel olan kişiler olacaktır ve bunun da bir sakıncasını olduğunu düşünmüyorum.

S - Londra’da LIFT festivalinde iş projeleriyle ilgili olarak 20 yıl çalıştım. Projelerinizin hükümetlerle olan ilişkileri hakkında şunu merak ediyorum, homojen veya statik bir varlık olmadığını bildiğimiz iş dünyasıyla ilişki kurabilmek için bir gayretiniz oldu mu? Uluslararası toplantılara katılmak için yapılan uçak yolculuklarının çevresel bedeli, bütçeleme yapılırken karbon emisyon sınırlamaları dikkate alınıyor mu?

Andrew Dixon
Benim bölgemde ve ülkemde büyük ihtimalle iş dünyası bu etkinliğin boyutunu kamu sektöründen daha iyi anladı. Sponsorlukları kolaylıkla buldum, çünkü kentlerinde kendi işlerine de hareket kazandıracak, büyük bir uluslararası etkinliğin gerçekleştiğini anladılar. Bunu küresel ölçekte yapmak çok güç. Kültür açısından yapmamız gereken, kendimizi Davos türü etkinliklere dahil ettirmek. Bir kaç yıl önce Dünya İş Forum’unda konuşmak üzere İstanbul’a davet edilmiştim. Bu etkinlik kapsamında bambaşka bir grup insanla konuştuğum bir platform sahibi olmak, muhtemelen iş dünyasına ulaşmak için en etkili yol. İkinci sorunuza gelince; biz karbon nötr bir kent olmaya çalışıyoruz. Henüz uygulamaya koymadığımız bir fikrim; her delegeye bir ağaç vererek bir sanatçının bunları Gateshead’de sanatsal bir şekilde dikmesini sağlamak ve böylece 30 yıl içinde zirvenin yaşayan bir mirasına sahip olabilmek. Bütçe ayırdığımız, sanat ve iklim değişimi üzerine ayrı bir etkinlik için başka planlarımız da var. Sanatçıları küresel ısınma ve iklim değişikliklerine dikkat çekmek üzere eserler yapmaları için görevlendirdik. Konuyu büyük ciddiyetle ele alıyoruz.

Dieter Jaenike
DKF için sahip olduğumuz bütçenin aşağı yukarı üçte biri kamu kaynaklarından, çeşitli hükümetlerden, üçte biri AK, BM gibi uluslarüstü kuruluşlardan ve üçte biri de özel teşebbüslerden geliyor. Bu yüzden iş sektörüyle sürekli temas halindeyiz. Bunu çoğunlukla insanların düşündüğünden çok daha ilham verici buldum. Forumun şu andaki ana temalarından biri, örneğin Brezilya ve ABD gibi ülkelerde toplumun tümü için son derece önemli bir ekonomik faktör olan yaratıcı endüstriler. Bu sadece eğlenceden nasıl para kazanılacağı meselesi değil, yaptıklarımız ve ilgilendiklerimiz üzerine çok önemli bir iş sektörü. Son aylarda şunu farkettim ki UNESCO’da bile şu anda, yaratıcı ekonomi konusu en üst sıralarda tartışılan konulardan görünüyor. Bu beni korkutmaya başladı çünkü kültürel alanın kimi kısımları ekonomik olarak hiç ilgi çekici olmasalar da toplum açısından aynı şekilde önem ve değer taşıyorlar. Durum şu; yaratıcı ekonomi insanları çok heyecanlandırıyor. Bu Dünya Bankası’ndan Wolfensen’in politikasının bir yansıması biraz da. Brezilya gibi dünyanın en büyük yağmur ormanlarının gözümüzün önünde yok edildiği bir ülkede çalışıyorum ve bu belki de uluslararası uçuşların yarattığı kirlilikten daha büyük bir sorun. İtiraf etmeliyim ki şunu dün duydum; kıtalararası uçuşlarda bir fona belli bir yüzde ödediğiniz ve bu fonla da çevre ile ilgili aktivitelerin desteklendiği bir model varmış.

S - İngiltere’de, “Eşiğe dikkat” (Mind the Gap) isimli bir tiyatro ve engelli organizasyonunda çalışıyorum. Olimpiyatlardan söz ettiniz. Bu tek bir olay değil. Üç etkinlikten oluşuyor. Olimpiyatlar, Para-Olimpiyatlar ve Özel Olimpiyatlar. Bir etkinliğin kültür aracılığıyla ele alınacak tüm meseleleri kapsayıp kapsayamayacağı sorusuna gelince, erişmek isteyip de imkanı olmayan insanlar hakkında ne yapılabilir? Kültürel normun dışındaki insanlarla bir araya gelebilmek de diğer bir sorun. Tüm vaktimizi konuşarak geçirdiğimiz insanlar dışında kalanlar hakkında düşünmek de bir gereklilik.

Andrew Dixon
Sadece kültürel yenilenme, hayatları ve mekanları dönüştürmek konusuna odaklanarak acımasız davrandım. Vaka çalışmaları için konuşmacı ararken sonuunda bize 290 yazılı önerinin sunulduğu bir açık çağrı yaptık. Etkinliğin belirlenen teması dahilindekilerden seçme yapmak zorunda kaldık, dışındakileri reddettik. Bu önemli, çünkü bazen bir etkinliğe gidersiniz ve konuların çok dağılmış olduğunu görürsünüz. İnsanların ayrılırken bir konunun iyice irdelendiğini hissetmesini isterim. Diğer etkinlikleri bunun çevresinde yapıyoruz. Örneğin ayrı bir gençlik zirvesi yapılıyor. Bence bir etkinliği diğer konulara değinmek için de kullanabilirsiniz. Kapsayıcı olmaya çalıştık, bu da oldukça güç bir iş. Sonunda bütçenin izin vereceğinden daha fazla bedava ve indirimli yer verdik çünkü dünyanın mümkün olduğunca çok ülkesini buraya çekmeye kararlıydık. Gelişmekte olan ülkeler in gerçekten lehine işleyen bir fiyatlandırma yapımız vardı.

Dieter Jaenike
Brezilya Devlet Başkanı’yla bir çok toplantımız oldu. Ayrıca kendisi ve Dış İşleri Bakanı da Forum’u açmak üzere geldiler. Böylece temaslarımız oldu. Ama tabii ki, gündelik durumda bizim muhattabımız Kültür Bakanı. Sanat ve kültürle ilgili olmayan kişilere doğrudan ne kadar hitap edebiliriz ki? Gerçekten daha önce anlattığım şekilde.

S - İrlanda hükümetinin İrlanda Uluslararası Kültürel Danışmanı. Kilit liderlerin ve etkili kişilerin katılımını nasıl sağlayabiliriz ve Rio veya Newcastle Gateshead’dekiler gibi büyük ölçekli açık erişimli etkinliklerle bunu birleştirmek uygun mudur sorusuna dönersek: Potansiyel terör tehditlerinin arttığı çağımızda kilit hükümet liderlerini arıyorsanız bu çok uygun olmayabilir. Bu kişilerin ihtiyacı olan ortam, sizin istediğiniz çok sayıda katılımcının bulunduğu serbest akışlı atmosferle uyuşmayacaktır. Yapılacak iki şey ve bunları yapmak için iki tür etkinlik var. Biri bir gündem ve hareket programı geliştirmek ki bu çok sayıda insanı içerir. Bu insanlar büyük etkinliği besleyen bölgesel bir ağ üzerinden çalışır. Her iki durumda da açık erişim halinde başarılı bir gündem geliştiren çok sayıda insan vardır. İçinde çalıştığınız büyük kapsamlı etkinlikler belki bunu elde etmenin yoludur. Diğer yandan, aksiyon programınızı tamamladıktan sonra, karar verme pozisyonundaki kilit kişileri nasıl ikna edeceğiniz ve onlarla nasıl iletişime geçeceğiniz konusu da tamamen ayrı bir etkinlik gerektirebilir. Kültür Bakanları genel olarak hükümetleri içindeki sıralamada altlarda yer alırlar. Maliye Bakanları çoğu durumda kendilerinden beklendiği şekilde çok faydacı bir yaklaşım gösterirler. Kendi durumumuzda şunu gördük ki; Başbakan ve Devlet Başkanları, Hükümet Başkanları, kültürel meselelerle ilgilenmeye daha açıklar. Genellikle devletlerin idari olmayan başkanları; yazarlar ve felsefeciler olmuştur. Pragmatik olarak bu tür kişileri hedefe, odağa almak ve çok küçük, özel etkinlikler düzenlemek –çünkü münhasıriyet etki sağlar-, en yüksek profile sahip sanatçı, yazar ve düşünürlere özellikle odaklanmak ve böyle bir toplantıya ev sahipliği yapmak isteyen Devlet Başkanının katılımını ve aktif desteğini temin etmek. Az sayıda sanatçının sahip olduğu güç, belki bu bazı kilit etkili kişilerin katılımını sağlamak için kullanmak isteyecekleri bir meta. Bu uygulanabilir bir model mi?

Dieter Jaenike
Rio de Janeiro’daki gelecek Forum için Kültür Bakanımız dünyanın çeşitli yerlerinden 80 Kültür Bakanını davet ediyor. Göreceli olarak güçlü çok sayıda karar alıcımız var. Kültürel aktivitelere odaklı çeşitli vakıflarla beraber uluslararası küresel bir toplantı düzenliyoruz. Bağımsız olarak sanat ve kültürü finanse eden ve geliştiren kurumlarla. Bir çok ağ ile beraber küresel bir ağ toplantısı hazırlığındayız ve aynı zamanda stratejilerinin değerlendirmesini yapacağız. İnanıyoruz ki, bu üç seviyenin olması ve daha sonra çoğu bilimsel ve aktivist geçmişe sahip uzmanlarla gerçekleştirilecek tarrtışmalar çok ilginç olacak. Ayrıca bir çok sınır projelerini de görüşüyoruz. Kültür ve turizm –bir çok kısmı kültürle ilgili olmayan bir alana girmiş oluyoruz ama belki bu kültürün öneminin anlaşılmasına yardımcı olur- hakkında konuşuyoruz. Toplumsal projelerle ve şiddet gibi sorunlarla yakından ilgiliyiz ve o zaman aslında kültürel olmayan meselelere girmiş oluyoruz. Sierra Leone’den, çocuk askerlerin topluma kazandırılması üzerine bir projede çalışan kişiler, bunun için iki yol buldular; din ve kültür. Kültürden çok uzak gibi görünen projeler, alanlar ve konularla birdenbire bir bağ ortaya çıkıyor. Ayrıca kendisi sanatçı veya sanat izleyicisi olmayan bir çok kişiye de hitap ediyoruz.

Andrew Dixon
Etkinliği, Bakanların bunun farkında olmasını sağlamak üzere kullanmayı denemedik çünkü onları hedeflemiyoruz. Bu bağlamda medyayı kullanmaya çalışıyoruz. Şöyle bir lafım var: “Değerlendirme raporlarından rafların üzerine konan basın alıntılarına ve sonra politikacıların masalarının üzerine” Mümkün olduğunca çok basın alıntısının politikacıların masalarına ulaşmasını istiyorum. Bizim için çalışmak üzere bir basın ajansıyla anlaştık. Açılış konuşmacılarımızdan biri BBC’de bir TV programına çıkacak. Zirvenin İngiltere’de yapılması yararlı oldu, geçen sene sonunda burada AB Bakanlar Konferansı yapıldı ve bir etkinliğe DSKZ’nin programını yaptığım için konuşmacı olarak çağırıldım Diğer forumlarda konuşmak üzere kendimizi bir sektör olarak nasıl konumladığımız önemli. Brezilya’da olanlar boyutu bakımından çok daha çarpıcı.

Raj Isar
Diğer kültürel etkinlik organizatörlerinin ve yöneticilerinin yaptıklarınızdan öğrenebileceği çok şey var. Bu pragmatik, odaklı ve hedef gözeten yaklaşım, kültür ve bazı kültürel unsurların büyülü hale geldiği bu zamanda özellikle çok önemli. Bu işliyor. Wolfensen’den söz ettiniz ancak yaratıcı sektörlerle ilgili olarak bugün içinde bulunduğumuz durumun anahtarının bu olduğunu sanmıyorum. Muhtemelen Tony Blair ve birinci hükümetinin ilk “soğuk/serinkanlı(cool) Britanya” dalgası sırasında yapacağı çok daha fazla şey vardı. Dünyanın durumuna baktığınızda; Amerikalılar için bu tamamen doğal. Kültür her zaman bir “iş kolu” olageldi her ne kadar Amerikalı kültür ekonomistleri ve sosyologları şimdi yaratıcı sektörlerden bahsetmeye başladıysa da. Böyle yapıyorlar, çünkü Avrupalılar da böyle yapıyor. Biz tuhaf bir pozisyonda gibiyiz, sürekli Troyalı atları yaratıcı sektörler olarak ilerletiyoruz, halbuki yaratıcı sektörlerle hiçbir alakamız yok, onlar hakkında hiçbir şey bilmiyoruz ve onlar hakkında uzman değiliz, bizim dünyamız farklı bir dünya. Yani burada tam olarak neyle uğraşıyoruz? Bir tarafta, sanatın para kazandırdığını ve yaratıcı sektörlerin şahane olduğunu söyleyebileceğini fark etmiş bulunan esasen desteklenmiş/sübvanse edilmiş sanat sektörü var. 80’lerden bu yana ortada olan diğer bir argüman da; sanatı gözönüne alma yollarının bizleri daha iyi iş adamları ve politikacılar yaptığı, sanatçıların sahip olduğu bazı tavır ve yeteneklerden toplumun tümü tarafından yararlanılması gerektiği. Neden olmasın? Bu özel argümanın geliştirilmesi gerektiğini kendi çevremizde bizler konuşurken, yayıncı, oyun tasarımcısı, film yapımcısı değiliz, kimimiz politika yapıcılar olabiliriz. Eğer sinemaya para veren Arjantinli politika yapıcılardansak örneğin, sonuçları görüyoruz, son 7-8 yılda oradan müthiş filmler çıktı. Ama sübvanse edilen sanat sektörü içindeysek ve yaratıcı sektörlerle ilgili argümanı ileri sürüyorsak, tam olarak ne yapıyoruz?

Andrew Dixon
Zirvede, el sanatları ihracatı, kentlerin içindeki yaratıcı sektörlerle alakalı olan kişiler vardı. Bu etkinlikte küresel anlamda çalışırkenki deneyimlerimden biri, her ülkenin farklı olduğunu görmemdi. Belki tarihsel olarak Avrupa ülkelerinde sanat ve kültürel fonlama sistemleri, yaratıcı sektörler olarak görülmüyor. Dünyanın bir çok yerinde bir ülkenin kültürel ajans tayin etmesine yol açan esas neden bu. Çalıştığım Kuzey Doğu Sanat Konseyi’nde çok büyük bir yaratıcı sektörler programımız var, bölgenin yaratıcı sektörler geliştirme yapısıyız, Avrupa’dan fon alıyoruz, yeni işlerin kurulumuna yatırım yapıyoruz. Sektörümüzde neyin kültür desteği neyin yaratıcı sektör olduğu konusunda sıklıkla çok dikkatli davrandık. Dilimizde “yatırım” kelimesini kullanırken hep çekingen davrandık, fonlama veya destek/sübvanse kelimelerinden çok daha iyi bir kelime olmasına rağmen. Bence yaratıcı sektörler, hükümetin kültüre fon ayırmasını sağlamak için daha hızlı bir yol.

Dieter Jaenike
Yaratıcı ekonomiler üzerine uzman değilim. DKF’nin yöneticisi olmadan önce, bütün hayatımı performans sanatları üzerine çalışarak geçirdim. Bu sektör, ekonomik değer üretmekten çok, başka değerler üreten bir sektör. Bu değerler de yarattığı kardan çok daha fazla para tüketiyor. Büyük müzikaller vs. dışında kamu yardımıyla ayakta kalıyoruz. Bu konuyu tartışıp düşünmek için yer ayırmalıyız ama ben kültürel sektörler ve yaratıcı ekonomiler konusunun bu kadar popüler olmasının, ekonomik olarak doğrudan bir cazibesi bulunmayan diğer sanat ve kültür meseleleri için ne oranda tehdit oluşturduğunun da düşünülmesi gerektiğine inanıyorum. Bu konuda biraz şüpheciyim.

Raj Isar
Amerika ve Kanada’da bile, desteklenen sanat sektörlerinde bunu gayet doğal karşılayan insanlar bile, bu konuların abartılmasının anlamından ve buna bağlı olarak alınan kararlardan kaygı duyuyor. Mümkün olduğunca örnek, kapsamlı küresel boyutta bir etkinlik düzenlemenin bahsettikleriniz dışında en zor yanı nedir?

Dieter Jaenike
Benim için parasal konular dışında en zoru kişisel bir şeydi. Bütün profesyonel hayatım boyunca festival direktörü ve bazı projelerin tasarımcısı olarak sanatçılarla, sanatsal üertime çok yakın çalıştım. Bu tür bir iş yaptığınızda çoğunlukla üniversite çalışanları, politikacılar veya sanatçılarla tanışıyorsunuz ama sanatın kendisinden oldukça uzaksınız. Çünkü işim sanat yaratmak değil, bunun üzerine düşünmek. Biliyorum ki, bir süre sonra bu alana geri döneceğim çünkü özlüyorum ve eğer 20 yıl bu işi yaparsam tehlikeli olur, zira o zaman kaynaktan çok uzak kalmış olurum.

Andrew Dixon
Zaman çok güç ve uğraştırıcı bir sorun. Bu işi kendi işimin dışında yapıyorum. Zirvenin tam zamanlı yöneticisi değilim. Şu anda Pazarlama Ajansının Kültürel Ajansında yönetici olarak çalışıyorum. Bu durumlarda insanlarla tanışmak için idealde yapılması gereken kadar seyahat edemiyorum. Çoğu zaman bilgisayar ekranının arkasında dünyayla temas halinde oturuyorum.

Raj Isar
Bu sabahki oturumda, İstanbul’un durumu üzerine bir rapor hazılayan, Balkanlardan Dragan Klaic ile diyalog kurmanın ne kadar zor olduğunu, yerel gerçekliklerin peşin ve yanlış hükümler ve basitleştirmelerle değerlendirilmesi ihtimali fikrine dayalı ne kadar çok meselenin ortaya çıktığını görünce çarpıldım. IFACCA’nin iki deneyiminde o seviyede bir ahenk, küresel anlamda gerçek bir uyum sağlanmış gibi görünüyor. Bu bizim bir çeşit küreselleşmiş Davos insanı olmamızdan mı kaynaklanıyor? Çok farklı ön kabullerden gelen insanları bir araya getirdiğinizi ve bir şekilde bunun başarılı olduğunu düşündünüz mü?

Andrew Dixon
Herkes bizim kadar çok seyahat etmiyor. Zirveye katılan bir çok insan için bu, son üç yıl içindeki ilk yurtdışı seyahatleri olmuş olabilir. Buna saygı gösteren ortamlar bulmalıyız. Bu tip etkinliklerde kendini sudan çıkmış balık gibi hisseden kişiler olacaktır. Bu da başka büyük bir mesele, bu konuyla uğraşmak; Vietnam’dan gelen kişinin odanın bir köşesinde, konuşacak kimsesi olmadan kalmamasını sağlamak.

Dieter Jaenike
Göründüğü kadar da uyumlu olmuyor. Bazen farklı gruplardan olağanüstü baskılar geliyor. Örneğin; Kurulumuzda pek çok hükümet kademesi ve üst düzey yetkili var. Bunlar bir müzakerede “devletin kültür üzerindeki rolü üzerine konuşmalıyız” dendiğinde, bunun kararının zaten alınmış olduğuna inanıyor. Sonra Amazonlardan bir grup STK gelip onlara gerekli saygıyı göstermediğimizi ve onların konularına yeterince eğilmediğimizi söyleyebiliyor. Gruplardan baskılar geliyor, her grubun kendine göre sebepleri var ve sizin de tüm bunların bir sürü parçadan oluşan, içinde her şey olan bir yama işi olmaması için bir yol bulmanız gerek. Bir çok mücadele ve tartışma oluyor. DKF gibi ismi dahi büyük bir etkinlik, haliyle, kendi imajlarını yükselterek önemli ortaklar bulmak için bunun çok iyi bir fırsat olduğunu düşünen insanlar ve gruplar için çok çekici. İlgilenmeniz gereken çok özel niyetler var, bunlar kendi meslektaşlarınızdan bile gelebiliyor. Bazen bu Forumu temsil edip, beş kıtada 25 seminerden ve 50 ortak organizasyondan bahsederken aynı zamanda kendimizi çok zayıf da hissedebiliyorum. Benimle çalışan sadece sekiz kişi var ve altısının deneyimi ve eğitimi yok ama çok harika ve zeki insanlar. Aşağı yukarı aynı çıkarları olan güçlü ortaklara sahip olmamız temeline dayanarak bir şeyler tasarlamaya çalışan küçük bir organizasyonuz.

Raj Isar
Sanırım bu kültürel sektör içinde ortak bir durum. EFAH’dan bahsederken ben de aynı şekilde hissediyorum. EFAH, Brüksel’de bir ofiste iki özverili parlak kadın, artı bu işi yapmak için para almayan, başka işleri olan Kuruldaki insanlardan oluşuyor. Belli bir seviyedeymiş gibi davranmamız gerekiyor ve böylece o seviyede olabiliyoruz.

S - Hollanda’da Belçika Flaman Komitesinin Kültürel Enstitüsü’nün Direktörüyüm. Bu sabahki çalıştayda Batı Avrupalılar neo-kolonyalizmle ve ötekine az gelişmiş olarak bakmakla suçlandılar. Raporu yazan kişinin Türkiye’de sanat sektörünün yapılanma şekliyle ilgili eleştirileri vardı. Tahmin ederim sizler de etkinliklerinizde bu tür çatışmalarla karşılaşıyorsunuzdur. Sanırım bunları konuşmama gibi bir eğilimimiz var. Sanat dünyasındaki güç ilişkileri hakkında, Avrupa ülkelerinin belki de diğer ülkeleri fazlaca yönettiği hakkında konuşuyor musunuz? Sanatsal azınlıkların mücadelesi, bu bir konu mu? Sonuç nedir ve bunu nasıl anlamlandırıyorsunuz?

Andrew Dixon
Evet programı yaparken 290 başvuru arasından 40’ını seçerken biz de kolonyal bakış açısına sahip olmakla suçlandık. Kaçınılmaz olarak insanları üzüyorsunuz. Bu yıl etkinliğe, İngiltere Sanat Konseyi ev sahipliği yapıyor, bunu özel bir şekilde ele alıyorlar. Program yaparken bütün seslerin doğru yansıtılması konusunda bir sorumluluğunuz olması gerekir. İngiltere’den katılım başvuruları oldu ama pazarlamayı bilinçli olarak uluslararası yaptık. Bu baskınlık etkisini görebiliyorsunuz. Zirvedeki en güçlü seslerin Nijerya, Çin gibi ülkelerden gelmesini istiyorum.

Dieter Jaenike
Alman’ım ama Brezilya’da yaşıyor ve çalışıyorum, sorunuz bakımından çok istisnai bir pozisyondayım. Dünyada diğer ülkeler arasında Brezilya kadar sempatiyle karşılanan çok az ülke vardır. Brezilya, Almanya’nın tersine herkesin seviyor göründüğü bir ülke. Amaçlarımızı ve manifestomuzu okursanız “hegemonya karşıtı” sözünün sıklıkla geçtiğini görürsünüz, çünkü Brezilya artık tam olarak gelişmekte olan bir ülke değil, bir üçüncü dünya ülkesi, arada bir ülke. Kolonyal tavrın farkında ve bilincinde olmakla ilgili her şeyi çok iyi biliyoruz. Bu gerçekten bizim sorunumuz değil. Çoğu ülke tarafından hoş karşılanıyoruz. Afrikalı ortaklarına Brezilyalılar tavsiyede bulunduğunda, bunlar kabul ediliyor. Farklı bir durum. Bizim sorunumuz tam tersi. Brezilya pek kozmopolit bir ülke değil, çok fazla kendimize bakmaya ve popülist bir hükümetle kendi problemlerimizle uğraşmaya çok alıştık. “Bu yabancı şeylere ne ihtiyacımız var, biz zengin bir ülkeyiz”. Açılmaya ilişkin bir sorun var. Burada tek başımıza değiliz.

Hiç yorum yok: