5 Kasım 2007 Pazartesi

Çalıştay - Kent Ve Yaratıcılık

ÇALIŞTAY - KENT VE YARATICILIK

Saat: 15.00 - 17.00
Yer: İTÜ-1

Oturum Yöneticisi:
Rolf Dennemann (Festival ve Tiyatro Yönetmeni, Off Limits Essen, Almanya)

Konuşmacılar:
Lorenzo Cinotti (Yaratıcılık Proje Başkanı, Venedik Uluslararası Üniversitesi, İtalya)
Marco Bettinol (Yaratıcılık Araştırmacısı, Venedik Uluslararası Üniversitesi, İtalya)
Stella Hall (NewcastleGateshead Yetkilisi, İngiltere)
Deniz Aygün (Galataperform, Türkiye)

Lorenzo Cinotti
Venedik Uluslararası Üniversitesi’nden geliyorum. Müzisyenim ve yaratıcılık projelerinden sorumluyum. Sanatçılarla alışıldık mekanlarının dışında çalışıyorum. Çağdaş sanatlar alanında uzmanım ancak hiç bir zaman beyaz odalarda çalışmıyorum, örneğin; terkedilmiş mekanlar üzerine çalışıyor ve onları topluma geri kazandırıyorum.

Marco Bettinol
Pazarlama ve İletişim Bilimleri öğretim üyesiyim ve Venedik Uluslararası Üniversitesi’nde tasarım ve rekabetçilik üzerine araştırmalar yapıyorum. Venedik Uluslararası Üniversitesi, dünyadaki 10 uluslararası üniversiteden biri (Ludwig Maximillian Üniversitesi, Boston College, Tel Aviv Üniversitesi, vs.). Üniversite üç temel alanda faaliyet gösteriyor: Tüm üniversitelerden öğrenciler için dersler, lisans üstü eğitim, araştırma projeleri (üç Araştırma Merkezi var; çevre, KOBİ’lerde rekabetçilik, sosyal devlet)
Kent ve yaratıcılık ve projemiz konusundaki deneyimlerimizi paylaşmak istiyoruz. Kent ve yaratıcılık arasındaki bağlantı. İlk bağlantı, “yaratıcılığı destekleyen kent” bariz bir bağlantı. Uluslararası araştırmacılar, verdikleri fikirlerle bunun nasıl yapılacağının altını çizdiler. Öte yandan, yaratıcılık kentin gelişmesine kültürel açıdan nasıl yardım edebilir? Sanatçılar kentin algılanış, varoluş biçimini nasıl değiştirebilir?
Belirtilecek anahtar konular şunlar
1. Kent ve yaratıcılık arasındaki bağlantı aslında yaratıcı ağlarla ilgili. Kentler insanların karşılaştıkları yerler. Yaratıcı insanların sıradan insanlarla karşılaşması ilginç bir durum.
2. Yenilik-Endüstriyel bir tür yenilik. Sanatçı yeni olanı keşfetmeli ve kentin ekonomik gelişimine katkıda bulunmalı.
3. Kentsel yenilenme-Genel anlamda sanat ve yaratıcılık fikri, kentin bazı kasvetli kısımlarını dönüştürebilir. Sanatçıların kentin niteliğini ve altyapısını iyileştirmesi.
Sanatçılarla işbirliği yapıldı, üniversitemiz farklı bir bakışla gözden geçirildi. Göstereceğimiz tüm fotoğraflar bu çalışmanın ürünü. Kendimize bakmanın yeni yollarını bulmak için birlikte çalıştık. Üniversitenin ve araştırmanın ne olduğu üzerine yeniden düşünmek için yaratıcılığı kendi üzerimizde uyguladık.

Lorenzo Cinotti
Küratörlüğünü yaptığım proje ile ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. VIU’nun 10. kuruluş yıldönümü için birçok film yönetmeni, çağdaş sanatçıyı davet ettik. Onlardan üniversitede çalışanların portrelerini çekmelerini istedik. Kişiler nasıl poz vereceklerine kendileri karar verdiler. Birbirini tanımayan katılımcılar için çok etkileşimli bir çalışma oldu. Bu deneyimden görsel, pratik veriler çıktı. Projenin tüm katılımcıları, yaratıcılık hakkında açık ve doğrudan bir deneyim yaşamış oldular. Örneğin, Ekonomi Bölümü öğrencileri, bu sanatçılarla beraber çalıştıktan sonra çok daha yaratıcı ve şık sunumlar yapmaya başladılar.

Marco Bettinol
Kentin insanlar arasındaki ilişkileri desteklemede önemli bir rolü var. Yaratıcı kümelerden bahsederken, kentler içinde izole edilmiş topluluklardan değil, birbirine hem yerel hem uluslararası seviyede bağlı kümelerden bahsediyoruz. Yaratıcı bir ağ düşündüğümüzde, insanların yerel ve küresel toplumun bir parçası olma fırsatına sahip olmasını istiyoruz. Kentin bunu gerçekleştirmede rolü büyük. Bırakalım insanlar etkileşsin, fikir alışverişinde bulunsun ve yeni fikirler ortaya çıksın. Bu sadece sanatçıları değil aynı zamanda yaratıcı profesyonelleri, grafik tasarımcılarını ve komünikatörleri, geniş anlamda sıradan insanları da ilgilendiriyor. Kent yaratıcı bir merkez olmalı. Yaratıcılık izolasyonla değil başka insanlarla birarada kalmak, fikir alışverişinde bulunmak, birlikte çalışmakla ilişkili bir kavram. İzole olduğunuz zaman yeni bir keşifte bulunmak çok zor.
Lorenzo, kentlerin içinde ve kentler arasında ağlar yaratma fırsatıyla ilgili çok iyi sonuçlar elde ettiğimiz bir proje hakkında konuşacak.

Lorenzo Cinotti
Bana göre çağdaş sanatı bir müze veya sanat galerisinde sergilemek ilginç değil çünkü bu zaten yapılıyor. Son Bienal’de sokakta gösteri yapan uluslararası sanatçılarımız vardı. Organizasyonun ismi “Reaction-Tepki” idi. Birçok yeni teknoloji kullandık, insanlar kalıp kalmayacaklarına kendileri karar verebiliyordu. Ancak bir şekilde buna hazır değillerdi ve küçük bir değişiklik yapmamız gerekti . Eğer bu tür etkinlikler Venedik’te yıl boyunca sürseydi, insanların yaşayış biçimlerini etkileyebilirdik. Ama sadece yılda bir kez yapıldığında, işler bir günlüğüne değişiyor sonra eski haline dönüyor.
Projemizin ismi RADAR. Bu proje, Avrupa Topluluğu’nun Culture 2000 programı tarafından desteklenen, görsel sanatlar üzerine bir projeydi. Üç yıl sürdü, altı şehri ve çok sayıda kurumu içeren bir ağı vardı, 29 çağdaş sanatçı, müzisyenin katkısıyla gerçekleştirildi. Kentte yaşayan tüm insanlarla yani; kent sakinleri, turistler, öğrenciler, hapiste yaşayanlar gibi azınlıklar (proje başkalarıyla temas halinde olma şansı olmayan insanları da içeriyordu) farklı sosyal sınıflar arasında ilişkilerin yaratılması konusunda bir projeydi. Sanatçılardan ayrıca ortak bir Avrupalı kimliği bulmaları da istendi. Onlara insanlarla çalışırken dürüstlüklerinden taviz vermemelerini ama deneysel bir tutum içinde kalmalarını söyledik. Projeye Venedik’te başladık. Proje için müze veya sanat galerisi yerine, bir adada sanayileşmenin başarısız olduğu yoksul bir kesimde Venedik Konseyi tarafından kültürel amaç doğrultusunda 30 yıl önce inşa edilmiş ama hiç açılmamış bir mekanı seçtik. Yapılabileceklerin bir sembolü olarak, bu mekan hala açık. Birinci durak Venedik, sanatçılar için kuvöz gibiydi çünkü hepsi bir arada kaldılar, daha sonra beşerli gruplar halinde farklı şehirleri gezdiler. İlan tahtalarında teşhir edilen üstünde RADARliving yazan çok büyük posterler ürettiler. Bu sanatçının bir bakıma “Ben artık burada turist değilim ama henüz kentin sakini de değilim” demesiydi. Bu şekilde aynı zamanda kendi sanatsal kimliklerini de alaya alıyorlardı. Herkes bu projeden haberdardı ve hakkında konuşuyordu. Bienal’den bir gün önceki açılışta neredeyse 3000 kişi vardı ki, bu sayı çağdaş sanat için çok iyiydi. Bu projeden çok memnunuz çünkü başarılı oldu.

Marco Bettinol
Biz, Üniversite olarak, yerel yetkililerle çok yakın çalışıyoruz, örneğin Treviso Ticaret Odası. Tasarımcılar için yeni ağlar hakkında düşünmeye başladık. Tasarım, yerel şirketlerin rekabetçiliği açısından kilit bir özellik. Asya ülkelerinin rekabeti nedeniyle işlerimizi kaybediyoruz. Tasarım kritik bir konu. Tasarımcılar ülkeye dağılmış vaziyette. Bir ağ kurup bu ağı kente bağlamak için, Treviso tasarımcıları’nı geliştirdik ve Venedik’le ilişkilendirdik. Sanayiye yakın tasarımcılar sanatçılarla birleşti. Venedik bu birleşmiş çabaların merkezi haline geldi.
Sunumumuzdaki diğer anahtar sözcük: Yenilik. Sanatın, genel anlamda kenti algılama/yorumlama/dikkate alma biçiminiz üzerinde yeniden düşünebileceğinin altını çizmek isteriz. İtalya’daki muhteşem tarihsel yapıtlar çok karmaşık ve anlaşılması zordur. Onları yeniden yorumlayacak ve kentin gerçekten ne olduğunu yeniden düşünecek birilerine ihtiyaç var. İşte sanatçılar bu yeniden düşünme sürecinde yardımcı oluyor. RADAR projesinde insanlarla konuşarak, bizim göremediğimiz sorunları ortaya çıkardılar.

Lorenzo Cinotti
Sorunları ortaya çıkaran ve olası özellikleri gören sanatçının klasik işlevi. Bu proje vasıtasıyla, bizimle çalışan sanatçıların bu klasik ve faydalı işlevlerine geri dönmelerini sağladık. Yeni teknolojilerle sadece moda oldukları için değil ama sanatçının algısını genişletebileceklerini düşündüğümüz için yoğun olarak çalışıyoruz. Örneğin Zimmerfrei isimli sanatçı grubunu oluşturanlar hepsi farklı disiplinlerden geliyor; bir fotoğrafçı, bir dansçı, bir müzisyen. Birçok teknoloji kullanıyorlar (dönen kameralar, izleyiciyi çevreleyen sahne, vs.) Bazen sanayinin içinden yeni bir buluşu alıp onu üreticisinin düşündüğünden çok farklı bir biçimde kullanıyorlar. Sanatçılar şirketlere yardım edebilir, bu şirketlerin sanatçıları kullandığı anlamına gelmez, asıl sanatçı belli bir yönde şirketi kullanabilir.

Marco Bettinol
Bi, sanatın tamamen yenilikçiliğin yeni bir yolu olduğunu düşünüyoruz. Endüstride yenilik, tekniktir. Sanatsal yenilik, kent için büyük önem taşır. Kent, şirketler/yöneticiler için de yeniden düşünülmüş bir yaratıcı merkez olmalıdır, böylelikle onlar da yeni fikirler geliştirebilir veya mevcut ürünlerini iyileştirebilirler. Biz sanatçıyı, sadece sanatını şirketlere satan kişi olarak değil, aynı zamanda yenilikler üzerinde onlarla ortak çalışan biri olarak düşünüyoruz. İletişim alanında da yenilikçi. Sanatçılar iyileştirmeli/ekonominin bir parçası olmalı. Bu, artık çok daha entegre olan sanatın ve endüstrinin rolünün dönüşmesinin bir parçası. Bu tür ilişkilerde yeni bir sınırla ve gelecekte nasıl olacağıyla karşı karşıyayız.
Altını çizeceğimiz son anahtar sözcüğümüz; “kentsel yenilenme”. Sanat genel olarak, kentleri dönüştürmeye yardımcı olabilir. Özellikle, şehrin varoşlarındaki kasvetli, boş, kirletilmiş alanlar, bir anlam kazanmak istiyor. Gösteri sanatçıları ve görsel sanatçılar bu alanların sakinleri haline geliyor. Sanatçılar bu alanların anlamını yeniden değiştirebilir.

Lorenzo Cinotti
Ucuz olduğu için New York ve Londra’nın Soho bölgesinde yaşayan sanatçılar, daha önce mağaza ve ofis olan yerleri bulduklarında “loft” çözümünü icat ettiler. Ekonomik açıdan, bu bölgeleri ve mekanları yenilediler. Biz de bunu Venedik’te gerçekleştireceğiz. Arsenale adında eskiden tersane olan bir yerimiz var. Bu alanın bazı kısımları bize tahsis ediliyor. Fikir; sanatçıların buraya yerleşmeleri ve alanı nasıl kullanacaklarına kendilerinin karar vermesi. İstediğimiz, sanatçıların sürekli bir akım oluşturması ve orada yaşaması ve mekanı nasıl kullanacaklarına kendilerinin karar vereceği küçük bir köy yaratmaları.
İki projeyle devam ediyoruz. Birinin ismi “Yaratıcılık üzerine Avrupalı bir deneyim”. Bu projede; uluslararası bir kent ağı kapsamındaki şirketler, sanatçılara kendi şehirlerini anlatıyor ve sanatçılar da bu şehirlerin sadece turistik yerlerini değil mimari endüstriyel ve ikincil yerlerini de içeren bir rehberi hazırlıyor. Bu rehberler; sergiler, gösteriler, yerleştirmelerle yaşayacak. Etkileşimli yerleştirmeler üzerine çalışıyoruz örneğin; bir yerleştirmeye yakın olduğunuzda cep telefonunuz wi-fi veya blue tooth aracılığıyla tepki verecek. Londra’da bir toplulukla çalışıyorum, onlar hareket üzerine müzik üreten mobilite sensörleri kullanıyorlar. Bu, yaratıcılığı başka amaçlar için kullanmaya bir örnek. Diğer proje RADARliving; RADAR projesinin devamı ve uluslararası kapsamda bazı yerleri sanatçılar için ikametgah haline getirmek için restore etmeyi öngörüyor. Sanatçılar oralarda yaşayacak, zaten tarihi olan bu yerleri yeniden canlandıracak.

Marco Bettinol
Aynı zamanda öğretme ve öğrenme biçimimizi yeniden değiştirmekle ilgili VIU Life-Yaşam isimli bir proje de başlattık. Bu konuda öğrenciler ve sanatçılarla çeşitli VIU araçlarının üretilmesi için çalıştaylar düzenliyoruz. Bu araçlar; organizasyonumuza gelme ve VIU’da üç ay geçirme deneyimlerinin bir parçası olarak öğrencilerimize verebileceğimiz bazı nesneler. Aynı zamanda bazı gösteri sanatçılarını davet ederek bu çalıştaylarda yer almalarını, öğrencilerle etkileşime girerek yeni bir şeyler (örneğin bedenimizi nasıl kullanacağımız konusunda) düşünmelerini istiyoruz. Bu yeni öğrenme yaklaşımımızın bir parçası. Gerçek yaratıcı deneyimler kazanmanın en iyi yolu, öğrenciler ve sanatçılarla beraber çalışmak, spesifik bir hedef üretmek için işbirliği yapmak ve etkileşim içinde olmak.

Rolf Dennemann
Biz de Ruhr bölgesinde, benzer deneyimler yaşadık. Tüm bölgenin ünü, sanat kanalıyla değiştirildi. Endüstriyel kültür, orada yaşayan insanların hayatlarını değiştirdi. Değişen mimari, yeni müzeler ve orada gösteri yapan sanatçılar, toplumu etkilediler ve insanların orayı kendi evi gibi görmesini sağladılar.

Stella Hall
Newcastle’ı anlatarak başlamayacağım, çünkü en son geldiğim ve en sevdiğim şehir. Ben her zaman kentleri sevdim. Manchester’ı ilk kez gördüğümde, havadaki elektrikten çok etkilenmiştim. Sidney’deki liman ve köprünün verdiği heyecan, Venedik’in etkileyiciliği… Kentler çok özeldir. Sadece bölgenin ekonomik lokomotifi değillerdir. Atmosfer, tarihi miras ve modern olanın mükemmel birleşimi. Bir sanatçı için eşsiz bir palet. Kentlerde onca insan yaşıyor ama bunların pek azı sanat galerilerine tiyatrolara gidiyor. Bu insanların o türde düşünmesini ve o tür binalara girmesini nasıl sağlarız? Belki öncelikle insanları binaların dışında bir araya getirmeli sonrasında da onları nazikçe içeri yönlendirmeli.
Newcastle Gateshead’den önce Belfast’taydım. İnsanlar yaşadıkları kentle gurur duyarlar. Barış anlaşmasının imzalanmasından hemen sonra gittiğimde, karanlık ve kasvetliydi, bundan 10 yıl önce. Sokaklarda tek bir kişi göremezdiniz. Kentin en güzel yerlerinden City Hall’a ilk gittiğimde saat akşam 8’di ve bir tek insana rastlamadık. İnsanlar kendi mahallerine çekilmiş yaşıyorlardı. Şehir merkezine gelmiyorlardı. Hayalet bir şehir gibiydi. İki sene sonra oraya tekrar gittiğimde, Kent Konseyi ile işbirliği içinde çalışırken, temel görevlerimden biri; insanları şehir merkezine çekmek ve bir araya gelip kutlama yapacakları, eğlenecekleri ve tabii ki ekonomiye de katkı sağlayacakları nötr bir alan yaratmaktı. Sanatçıların ve bizim, kenti üstüne resmimizi yapabileceğimiz bir palet, bir festival gibi görmemiz önemliydi.
İçinde yer aldığım ilk projelerden biri, sözünü ettiğim mahallerden birindeydi. Yeni bir vizyon yaratmak, yeniden konumlandırmak için o insanlarla çalışmak, orada yaşayanlarla ilişki kurmak şarttır. Belfast’taki ilk projemde, sanatçı Rita Duffy ile beraber, aylarca kentin bilinen yüksek binalarından (IRA milliyetçilerinin de yaşamış olduğu) Divis Kulesi’nde yaşayanlarla birlikte, onların yaşadıkları binanın içindeki kimliklerini ifade etmek üzere çalıştık. Sanatçı, İrlanda keteni üzerine portreler ve mesajlar resmetti ve bunlar binanın pencerelerine yapıştırıldı. Festivalin son gecesi binadaki dairelerde yaşayanların hepsi ışıklarını açtılar ve bu Divis Kulesi’nin yeni temsili oldu, dört ulusal kanal aracılığıyla kentin yeni yüzünü tüm dünyaya gösterdi. Toplum kentin ve gelecekteki hayatının bir parçası haline geldi. Pazarların etrafında yaşayan insanlarla beraber çalıştık ve 24 saatlik bir film çekerek pazarın ortasına kurduğumuz televizyonda döngü şeklinde oynattık. Kente gösteri alayları getirdik. Artık festival kentte kemikleşti. 7000 kişi nötr bir alanda güvenle bir araya geliyor ve Belfast Botanik Bahçeleri’ne yürüyor.
Newcastle kenti ve Gateshead şehri birleşiyor. İngiltere’nin kültür başkenti yarışını kazanamadık ama devam ediyoruz. Tüm şehirde kültürel ajanslarla ortaklık içinde çalışıyoruz. Ben kültürel ajanslarla birlikte festivaller, etkinlikler oluşturup destekleyerek bölgeye dikkat çekmeye ve insanların görmek, çalışmak, yaşamak, okumak ve ziyaret etmek amacıyla kentimize gelmesini sağlamaya çalışıyorum. Kentin algılanışını post endüstriyel bir kentten, “enerjik ve heyecan verici yaratıcı bir yer”e çevirmek.
Bu imgeleri nasıl yaratırız?
Kente arabanızla girerken otoyolun üzerindeki Kuzey Meleği imgesi, gerçek bir yeniden doğuş sembolüdür, eski maden ocaklarının üzerine kurulmuştur, temelleri içinden çıktığı toplumda çok sağlamdır.
Kentsel alanlar artık performans mekanı olarak kullanılıyor. Bu yılın Haziran ayında Dünya Kültür Zirvesi sırasında, meydan ve köprü çiçeklerle kaplanmış olacak. Toplu taşımacılık, evler, oteller ve transit sistemleri alanlarında çok büyük yatırımlar sürüyor.
Spencer Tunic’in köprüden geçen 700 çıplak insanı resmettiği fotoğrafı. Çıplak insan biçimi ile köprünün metali arasındaki kontrast, kentin sembolü haline geldi. Sanatçı, kentin birçok nefes kesici görüntüsünü yakaladı. Kentin insanları, Newcastle Gateshead’i yeniden tasavvur etmek için bu projeye katıldılar.
Kültür ve kültürel etkinliklere yatırım, Richard Florida’nın dediği gibi, temiz sokaklar, iyi sağlık hizmetleri, konut kalitesi, yeşil alana yatırım yapılmadığı takdirde kentin vızıltısı insanların buraya çalışmak, yaşamak, öğrenmek ve ziyaret amacıyla gelmelerini sağlamak için yeterli değil. Kültür yatırımcıları ve konut, taşıma gibi alanların yatırımcıları arasında bir ortaklık olması gerekir. Belfast’ta insanlar paralel kulvarlarda çalışıyordu ve birbirlerinden çok ayrıydılar. Newcastle’da ekonomistler, kamu sağlık çalışanları, spor, kültür, kamu ve özel sektör birlikte çalışıyor. Bunlar uzun dönem projeler. 2009’da Konut Expo’su olacak. Yeni beş aşamalı bir konut projesi yüklenilecek. Sakinlerle beraber inisiyatifimiz, Newcastle’ın batı ucundaki konut projesinin kutlaması ve fuar üzerinde çalışmak olacak. Hedef pazarlama acentası Newcastle Gateshead Inisiyatifi aynı zamanda konferans bürosu, içinde kurulu üreten ve sunan bir ortaklık olması alışılmadık bir durum. Diğerlerinin de uygulamasını umduğum heyecan verici bir model. Sadece köprüler, melekler değil, köprüler ve melekler sanatçı müdahalesiyle yanyana ve entegre şekilde.

Geçtiğimiz yıl Newcastle’a 3.8 milyon yerli turist geldi.
100’den fazla ulusal/uluslararası basın ziyareti gerçekleşti.
2005 yılında uzun-gemiler geldi 2010’da yine gelecekler.
2005’te Kış Festivali’ne grup F katıldı.
2006’da Swan Hunter tersanesinde Pet Shop Boys Northern Sinfonia ile Battleship Potemkin’i tanıttı.
Araştırmalar ilerlemeyi belgeledi. İngiltere nüfusunun %82’si son 12 ayda Newcastle’ı ziyaret etmiş. Dönüşümsel, azimli ve yüksek nitelikli projeler gerçekleştirebilmek için Newcastle Gateshead’de ve bölgede kapasite oluşturmaya çalışıyoruz. Daha az sayıda, daha büyük ve daha iyi festival ve etkinlikler üzerine yoğunlaşarak bölgenin yaratıcı düşünce sahibi kişileriyle faal bağlantılar kuracak seyirciyi hedeflemek. Kültürel binalar üzerine etrafın ilgisini çekecek şekilde odaklanıyoruz. Kent Konseyi, Sanat Konseyi, Bölgesel Gelişim Derneği ve özel sektörden birçok ortağımız var.

Rolf Dennemann
Almanya’da benzeri bölgelerde gerçekleştirilecek performanslar için maddi destek bulmak çok zor. Onun yerine yeni bir müze açmak bile daha kolay. Küçük ölçekte yapımları üretmek çok kolay olmuyor. Eski bir kok tesisimiz vardı, fabrikanın eski işçileri bir araya gelerek bir orkestra oluşturdular ve 120 kişilik seyirci buldular. Performansı yapacağınız yerin yakınında yaşayan insanlarla temasa geçerseniz, bu onların kalbini açıyor ve geçmişle gelecek arasında bir köprü kuruyor, bu da mükemmelen çalışıyor. İstanbul’da bir taksi şoförüyle sohbetim oldu. Büyüyen kentten ve ekonominin iyi gidişatından bahsetti. Bana burada Bosch gibi küresel oyunculardan biri olan bir şirketin bulunduğunu ve Almanya’dan döndüğüne ve burada şoförlük yaptığına memnun olduğunu anlattı. Daha sonra da oteldeki asansörcü çocukla bir sohbetim oldu. O da, hiç vakti olmamasından şikayet etti ve ailesiyle gittiği tiyatroyu araya araya bulamadığını söyledi. Sanırım İstanbul’da sanatçılar arasında bir ağ kurmak zor.

Deniz Aygün
Bir kenti düşündüğümde, içinde yerleşik öyle enerji işaretleri var ki, karmaşık bir organizma gibi, birçok “yaratıcılık” özelliği gösteren, “sanat” diye isimlendirdiğimizin genellikle bu seviyeye ulaşmaya çok uzak olduğunu söyleyebilirim. Bir kent, muazzam miktarda bilgiyi saklayan bir hazine, gün be gün deneyim üstüne deneyim biriktiren insanların günlük yaşantısının bir ağı. Burada potansiyel olarak milyonlarca, milyarlarca imkan mevcut ve belirmeye de devam ediyor. İçerdiği sonsuz sayıdaki imkanla yani kendi içinde sürekli çiçek açan hayatla kentte; her yol, her meydan bir film, tiyatro oyunu veya sergi haline gelebilir.
Hayatın kendisinden daha canlı ve ilginç ne olabilir ki? İnsanları tüm gerçeklikleriyle, enerjileriyle, tutkularıyla seyretmek, görebileceğiniz en iyi gösteri. Bu bakış açısıyla, kent tüm sanatsal etkinliklerin karşısında zorlu bir rakip olarak beliriyor! Sanatsal yaratıcılığa sunduğu alanlar, birçok fiziksel yönleriyle zorlu: caddeler, otoyollar, binalar, köprüler, endüstriyel alanlar, kirletilmiş arsalar, hapishaneler, hastaneler, askeri alanlar, resmi ve diplomatik binalar, ikametgahlar, okullar, altyapı, duvarlar, beton, parklar, çiçekler, gürültüler, arabalar, kapılar, kilitler, asansörler, rıhtımlar, limanlar, havaalanları vs. Sunduğu seyirci zorlu; genç insanlar, bebekler, yaşlı insanlar, ölü insanlar, engelliler, Müslüman, Hristiyan, Türkçe konuşan, Kürtçe konuşan, İspanyolca konuşan, solcu, sağcı, tutucu, hippi, mutlu, mutsuz, sanat seven insanlar, sanattan nefret eden insanlar, vs… En sonunda, sosyopolitik çevrenin sunduğu da zorlu: kent sakinlerinin stresi ve bıkkınlığı, politik çatışmalar, kentsel büyüme, suç, göç, işsizlik, emlak spekülasyonları, vs.
Tüm bunların ötesinde, her şeyin pazarlanabilir ve kar getirir hale dönüştürülmüş olduğu kapitalist sistemin içinde, kent gittikçe kapitalist pazar kriterlerine göre yeniden tasarlanması gereken bir ürün haline geliyor, ki bu da kenti, yüksek gelirli insanların kendilerini güvende hissettikleri mutenalaştırılmış, “ilginç ve tüketilebilir”, bir avuç turistik klişeden ibaret hale getiriyor. Daha düşük sınıflar ve işsizler dışa, ikincil bölgelere itiliyor. Mutenalaştırılmış kentleri gözlemliyor, Holiday Inn Otelleri, Gucci mağazaları, Starbucks Cafeleri, güvenlik korumalı lüks binalarda uluslararası şirketlerin ofisleri, alışveriş merkezleri... ve, tabii ki, köklü müzeleri, tiyatroları, konser salonları ve renkli festivalleri içeren “prestijli sanat sahne”leriyle tüm dünyada birbirlerine çok benzediklerini görüyoruz. Bugünlerde tüm hükümetler yoğun şekilde kentlerinin bu tür bölgelerdeki bazı kısımlarının dönüştürülmesi üzerinde çalışıyorlar. Sonuç olarak, bu kültür politikasına hizmet eden sanatçılar davet ediliyor ve onların kentin kamusal ve özel alanlarında “yaratıcılık”larını geliştirerek “kreasyon”larını göstermeleri sevinçle karşılanıyor. Kent ideolojik, finansal ve sanatsal “yaratıcılık”a maruz kalan bir güç alanı haline geldi.
Ben İstanbul’un Galata semtinde bir apartmanda kurulmuş, sanatçılar tarafından yönetilen disiplinlerarası bir sanat mekanı olan GalataPerform’u temsil ediyorum. 2005 Eylül’ünde “Görünürlük Projesi” olarak adlandırdığımız bir proje düzenledik, bu proje bir tür “açık stüdyo” etkinliğiydi. Farkı; sadece yakın çevremizde Galata’da yaşayan ve çalışan sanatçıları değil, etkinlik için özel projelerini sokaklarda ve binalarda sunan diğer sanatçıları da kapsayan, ayrıca semtteki mağazalar ve oteller tarafından da desteklenen bir etkinlik olmasıydı. 30’dan fazla mekan kapılarını ziyaretçi izleyicilere açtılar. Diyebilirim ki bu, bizimki gibi bir toplum için önemli bir etkinlikti; “diğeri” ile bağlantı kurmak, ona evini açmak Türk geleneğinin tipik bir özelliği sayılmaz. Benim gözlemime göre toplumumuz, kentin sokaklarının ve büyük meydanlarının yasak olduğu, utangaç, bastırılmış bir toplum. Özellikle 80’lerdeki askeri darbeden sonra Türk insanları; yaratıcılıklarını ifade etmek üzere kullanabilecekleri kamusal alanlardaki mevcudiyetlerini iyice kaybettiler. Günümüzde bile sokaklarda toplanmak, sorunlu bir konu teşkil etmektedir. Sokaklar hala hükümet yetkililerine aittir ve belirli bir ideoloji çerçevesinde kullanılmalıdır. Yaratıcılığınızı göstermek için bir “izin”iniz olması gerekir. Görünürlük Projesi’nde misyonumuz; insanlara “tamamlanmış, çekici şovlar veya ürünler” sunarak tüketilecek muazzam bir şov düzenlemek değil, tüm katılımcılar, sanatçılar ve izleyicilerin şifresi çözülmüş bir deneyimi paylaşarak, geleneksel düşünce ve davranışın sınırlarını iterek, faal olabilecekleri bir zemin hazırlamaktı.
Kentin sanatçılar ve sanat etkinlikleri organizatörlerine ilham vermeye devam edeceği açık. Bunların nakledilme biçimleri farklı farklı olacak. Bence bu etkinliklerin işlevine bakmak önem kazanıyor. Ölçülü turistik bir karnavalın unsurları haline mi geliyorlar yoksa hükümetlerin ayrımcı politikalarını mı destekliyorlar? Resmi ideolojiyle ilişkileri neler? Bu etkinlikler kapitalist pazar sisteminin neresine oturuyor? Her günümüzü sponsor arayarak geçirirsek, sistemi nasıl sorgulayabiliriz?
-İzleyici kimdir? İhmal edilmiş, küçümsenmiş insanlar bu etkinliğin neresinde yer alıyor? Etkinlik ifade özgürlüğünü nasıl destekliyor?
-Sansürün sınırları nerededir? Şahsen, bir tavuğun boynunu kesecek olan bir sanatçının performansını sansürlediğim bir durum oldu. İptal etmeye karar verdim.
-Peki ya kentin “diğer” kısımları? “Güvenli sanat manat” etkinlikleri için az yer bulunan, suç oranının yüksek olduğu alanlar? Bu alanlardaki “yaratıcılık” konusu ne olacak? Bakması gereken bir ailesi olan işsiz bir adam için dans festivali ne anlam ifade eder? Ne türde bir etkinlik boş zamanlarını televizyonun karşısında oturarak geçiren milyonlarca insanı çekmeyi başarabilir?

S - Sunumlar arasında çelişki görüyorum. İki başarılı proje işlerdeki egemen sistemi gösteriyor, sanatı içine dahil etmek veya işbirliği ortağı haline getirmek -son 20 yıldır eleştirilen- ne kadar yenilikçi? “Artık sanat için sanat yok” dediğinizde, meşruiyetini çekip çıkarıyorsunuz. Bu meşruiyet yeniden nasıl inşa edilebilir? Fikir şu; sanat işlevselleştirilmeli ve ürünlerin daha cazip hale gelmesine ve daha fazla tüketilmesine yardımcı olan bir işbirliği ortağı haline gelmeli. Mutenalaştırma-kentin imajını değiştirmek. Sanatçıların yaratıcılık için belli alanlara yerleşmesi, mutenalaştırma öncesi adım, şu anlama geliyor; orada önceden yaşamış insanlar artık orada yaşamıyorlar. Bu durum İstanbul için de geçerli. Sanatın kentle ilgisi hakkındaki farklı yaklaşım biçimlerinden bahsediyorsak bir çelişkimiz olması önemli.

C (LC) - “Artık sanat için sanat yok.” cümlesi sanat sistemine ilişkin bir provokasyondu. Anlamı şu soruydu; “Sanatçılar gerçekten sadece sanat veya tiyatro sistemi içinde çalışıp yaratmak zorunda mı, daha geniş bir kapsamda çalışarak daha fazla insana ulaşamazlar mı?” Ben sanatçıların basit ve anlaşılabilir hale gelmesini kastetmiyorum. Ben bir müzisyenim aynı zamanda, sadece organizatör değilim ve öbür tarafta olmanın nasıl bir his olduğunu bilirim. Sanatçılara görüşlerini sormaya çalışıyoruz, onları reklam ajansı olarak kullanmıyoruz. Bu sadece bir teklif, reddetmekte özgürler. Bu bizim deneyimimiz ve elbette ki siz katılmaya da bilirsiniz. Bize geri besleme vererek kendimizi iyileştirmemize yardımcı olabilirsiniz.
S - Bizim de Kanada’da Quebec ve Toronto’da benzeri deneyimlerimiz oldu. Bizim de sanatçıları topluma geri getiren projelerimiz oldu, zor bir zamandı. Öncelikle bu durum sanatçı için çok iyi, sanatçı ve halk için kaynayan fikirler. Biz de zorluklardan geçtik. İnsana, zamana ve altyapıya yatırım yapmamız gerekiyor. Bu projelerin uzun vadede kültürel, sosyal, ekonomik etkileri nelerdir ve dünyanın geri kalanına çok da önemli olduklarını göstermek için bunları nasıl değerlendirmeliyiz?
C (SH) – Biz, bize sadece ziyaretçi sayıları, yaratılan işler ve edinilen beceriler rakamlarını toplamada değil, aynı zamanda bölgedeki kendine inanç ve güven üzerindeki telkinimiz ve gelişim yaratıp yaratmadığımızın ölçülmesi konusunda da yardımcı olan bir organizasyonla çalışıyoruz. Öbür husus da şu; sanatçılarla ortaklık yaparsanız onların karşınıza çıkaracağı zorluklara hazırlıklı olmalısınız.
C (MB) -Ölçülebilir etkenlere dayalı olarak ortaya çıkan etkilerin ölçümlerine sahibiz. Ama mutluluğu nasıl ölçeceğiz? Bu hariç her şeyi ölçebiliriz. Analiz etmesi güç olan bir şeyi ölçmekten kaçınabiliriz. Geleneksel ölçümlerimiz var ve Richard Florida tarafından geliştirilen yaratıcılık endeksi de çok faydalı ama bunlar yetmiyor. Tamamıyla farklı bir dizi ölçüme ihtiyacımız var ve bunun üzerinde çalışmalıyız.
C (RD) - Sizin için iyi ortaklar olan kişilerle üstlendiğinizde ve kentte tekrar tekrar icra yapma imkanına sahip olduğunuzda bu uzun vadeli bir vizyon, orada yaşayan insanlar bunu talep ederler.
S - İngiltere’de Sanat Konseyi’nin yöneticisiydim. 250 milyon Pound’u yeni kültürel imkanlar için yatırım olarak kullanmak üzere 12 yıllık sosyal bir stratejiyi yönettim. Bu kenti yeniledi ama bunun sebebi daha önce bundan yoksun tutulan yerel kişilere fırsat tanınmasıydı (burada İstanbul’da olduğu gibi). Gösterişli binalar ve büyük festivaller sanat ve kültürün ekonomik lokomotif olmasına yardımcı oluyorlarsa o zaman bu karışımın önemli bir parçasıdırlar. Newcastle Gateshead’de biz bu olanakları sağlayan yüksek düzey bir strateji karışımına eriştik. İstanbul’da sanat mekanları insanların emlak satın almak istemediği yerlerde. Onları şimdi satın almak lazım. Mutenalaştırmanın parçası olmak, sanat ile sanat camiasının durumu yönetebilmesi için.
C (DA) - Bulunduğumuz yerin civarında barlar, kafeler ve Gucci mağazaları komşumuz olsaydı orada kalmaya devam etmek istemezdik.
S - 2000 yılında Brüksel’de büyük kültürlerarası bir geçit töreni hazırladım. Bu aynı zamanda kent sakinleri, kentin kullanıcıları arasında kentin uzun vadeli bir vizyonunu oluşturmak ve farklı topluluklarla (100’den fazla milletten gelen) birlikte yaşamanın yolunu göstermek için bir ortaklık modeli. Farklı insanların farklı türdeki yaratıcılıkları, kentin ortak kültürel bir görünümünü yaratmak için karıştırılabilir. Sanatçıyla çalışmak önemli, çünkü sanatçılar insanlarla yeni bir hayal yaratma ve ortak bir bakış oluşturma becerisine sahip. Bir görüşü empoze etmek istediğiniz politik/sosyal bir konumda değilsiniz. Biz de kentin yoksun alanlarından işe başladık. Yaratıcılığın pozitif gücü inanılmaz. Tabii kentin pazarlamasının bir parçası haline de geliyorsunuz, bu bir cazibe. Biz Belfast, Bologna, Den Haag, Barcelona’dan geliyoruz ve 2008 kültürlerarası diyalog yılı için planlarımız var. Eylül’de Dünya Avrupa Gösteri Alayı için bir toplantı düzenlenecek -Kültürü Avrupa’da anlamlı hale getirmek- Bu, kültürü Avrupalı hale getirmek ve Avrupa Kültürü ile ilgili.
S (Yorum) - Mutenalaştırma ile ilgili olarak.-Sorumluluk sadece sanata ve kültüre yatırım yapmak değil, aynı zamanda yerel ve merkezi otoritenin de bunu öngörme sorumluluğu var. Bu yerlerin süslü hale gelmesi kaçınılmaz. Siz bu durumda başka bir yere taşınacağınızı söylediniz, belki de bunun dinamiği budur ama alınabilecek bazı önlemler var. Bu, tüm bu dinamiklere karışma gücüne sahip kişilerin işbirliğinden gelmeli.
A (LC) - RADAR projesiyle Kültür Merkezi’ni açtığımızda insanlar ve toplum için açık kalacağını garanti altına aldık. Sanatçılar yerle ilgili ne yapacaklarına karar veriyorlar, belki mimarlarla işbirliği içinde yeniden tasarlıyorlar, orayı onlar yönetiyor. Daha fazla sayıda sanatçının gelmesini isterim çünkü değişiklikler gerçekleştirebilmek için sürekli bir mevcudiyet gerekir. Lastik etkisiyle (çekip bırakınca eski haline dönmesi) mücadele etmek istiyoruz. Varoşlarda ikincil bir alan. İnsanlara bir şeyin parçası olma şansını tanıdığınızda, avangard veya deneysel de olsa nefret bile etseler deneyimlemesine imkan verdiğinizde, bu onları genellikle pozitif biçimde uyarıyor.
S - Sanatçıların sosyal işçiler olmasını bekliyoruz, onların kentleri yenilemelerini bekliyoruz. Eğer inisiyatif sanatçıdan geliyorsa, güzel. Şunu biliyorum ki, sanatınız için maddi destek arıyorsanız “sanat için sanat” kapsamına giren başvurular İngiltere’de artık finanse edilmiyor. Sanatçıları sadece kent yenilenmesi üzerine yazdıkları kitap sayısıyla, siyaseten doğru kaç tespit yaptıklarına, kimlerle çalıştıklarına bakarak ölçemeyiz. Bu sanatçının işini değerlendirmede kullandığımız tek ölçüt. Bu sanatçıların çoğu o yönde çalıştıkları için maddi destek alıyor. Bu kaygılandırıcı bir eğilim. Bu tek yol değil. Sanatçıların dünyayı değiştirmesini bekleyemeyiz.
S - Kentlerimizi geliştirirken bu ortaklıklar yaratıcı ağlarda nasıl seçiliyor? Bunlar ciddi sesleri ve pratikleri de dışarıda bırakma eğiliminde. Her şeyi kontrol etmeye yönelik şiddetli bir istek var. Kentler için beslediğiniz sevgi ve hevesi paylaşıyorum ama kentin yenilikleri ve yaratıcılığının gerisinde bazı şeyler her şeyin izleniyor, inceleniyor veya aydınlatılıyor olmaması gerçeğinden de kaynaklanıyor. Yenilik ve yaratıcılığın sadece kontrollü ve düzenli olandan çıkabileceğini mi düşünüyorsunuz? Bazı kentler de karmakarışık ve karanlık kalabilir.
S - Mutenalaştırma ve gelişme konusu. Bence bu bir çelişki değil, bir spektrum. Bu toplulukların içinde çalışabilir ve onların sesi olarak politik işler geliştirebilir ve dilerseniz kendi sesinizi de katabilirsiniz. Aynı zamanda spektrumun diğer ucunda bir kentte de çalışabilir ve kaynağa ihtiyaç duyabilirsiniz. Kentte çalışmaktan ne fayda sağlarsınız, kent canlı bir şeydir. İşinizi tiyatro salonlarından sokaklara çıkarırsanız, işinizle kentinizin bir parçası haline gelirsiniz. Gerçek hayatlarda gerçek zamanlı işler yapmak nedir ve doğrudan yaşamla bağlantı kuran bir macera ve bir iş yaratmak ne kadar heyecanlıdır? -Hem performans ortamı, hem etkileşimli ortam olarak- Bence bu sanatçı için muazzam bir fırsat. Hem sanatçının hem de kurumların bakış açısının “kentin ne olduğu ve istediğimiz hayatın ne olduğu hakkında faal bir diyalog kuralım” diyecek yerde birleşmesi fırsatını kaçırdığımız için üzgünüm.-bu en inanılmaz fırsat.
C (SH) -O spektrum, o karışım kenti heyecan verici kılan. Çeşitliliğin farkına varın ve bunu kutlayın. Sanatçıların sadece sosyal amaçlar için çalışmalarının beklendiği kaygısı üzerine: bu ayarlanmalı. Düşünerek güzel bir biçimde anın işini çıkaran, hizmet ettiği toplulukla herhangi bir temasa girmeyen sanatçılara bu yaklaşımla bakmak kesinlikle çok yanlış. Bence bu sanatçılarla ilişki kurmamak ve onlardan toplumla ilişki kurmalarını talep etmek yanlış çünkü bu onların süreci değil. Ben sadece kolaylaştırıcı/mümkün kılan kişiyim. Karar vermeyi ve keşfi onlara bırakıyorum.
C (MB) -Mümkün kılmak için ağlar kurmaya çalışıyoruz, kontrol etmek için değil. Bir ağın içinde çelişkiler, gerilim, karmaşa, çeşitlilik de vardır, hepsi ağın parçasıdır. Biz, sanatçının açık bir sürecin parçası olmasını istiyoruz.
C (LC) -Farklı şeyler bir arada da yaşayabilir. Diğer taraftan baktığınızda, bizim projemizde birçok sanatçı, sanat galerisi gibi korunmalı ortamlarda eserlerini sergilemek istedikleri için teklifimizi geri çevirdi. Bir projede ise sanatçılardan bir paraşüt kullanmalarını istemiştik, bazıları bunun çok riskli olduğunu düşündükleri için kabul etmedi.
S (RD) - Kentte gösteri yapmak. En azından Batı Avrupa’da birçok sanatçı fakirleşiyor ve kendilerine yaşamak için ne yapacaklarını soruyorlar. Gösteri sanatçıları ve görsel sanatçılardan yaptıkları için para alan çok az kişi var. Para kazanmak için sokaklarda gösteri yapmayı mı seçmeliyiz? Dilenci sanatçılar? Yaşamak için yeterli paramız yoksa sokağın o yanına adım atmalı ve sanatçı olarak yeteneğimizi kentte gösteri yapmak için mi kullanmalıyız? Kent istediğin her şeyi yapabileceğin bir yer midir?

Hiç yorum yok: